Anasayfa + Tasarım
Röportaj
''Ben bir fahişeyim!''

İmza atmayan, müşterisine göre dil değiştirdiğini söylemekten çekinmeyen, kendi tabiriyle bir 'fahişe' o; kısaca Matteo Thun.

Yazar : Umut Kart

Son 10 yıldır brief'lerle çalışmıyor, imza atmıyorsunuz...
Çünkü bir ürün, mümkün olduğu kadar anonim kalmalıdır ve üzerinde ''no-design'' stratejisinden başka eklenmiş değer bulunmamalıdır. ''No-design'', imzasızlıkla ve hafızasızlıkla gelir.
Mimari çalışmalarınız da var endüstriyel tasarım çalışmalarınız da İkisi için ortak bir felsefeden bahsedebilir miyiz?
''Ego değil, eko'', olarak tanımlayabilirim. Bu, imzalara, isimlere dayanmayan, daha iyi kalitede yaşama sahip olmalısın, anlamına geliyor. Öyleyse, ürün kendini anlatmalı. Ne tasarlarsam, onu teknolojiye ve firmanın tarzına adapte ediyorum. Kendi tarzıma değil. Mükemmel bir fahişeyim.
Web sitenizden bir alıntı: ''Eğer kontrol hala sizdeyse, yeterince hızlı gitmiyorsunuz demektir.'' Tasarımla nasıl bağdaşıyor bu?
Bu alıntı Formula'daki dünya şampiyonu Stirling Moss'tan; benim kahramanım. Tasarım yapıyorsan da uyuyamazsın. En önde giden yarışmacı olmak için her zaman koşmak zorundasın. Ben asla uyumam!
Kültürel farklılıklar tasarımı etkiliyor mu sizce?
Ya global olursun ya da bu işten çıkarsın. Ben (g)lokal'im. Global ve lokal. Tutumun global, hareketin lokal olmalı.
''Ekonominin güzelliği'' gibi bir anlayışınız var, öyle değil mi?
Evet, bu benim favori konum. Mümkün olduğu kadar köklere git. Ekonominin güzelliği, eklemektense çıkarmak demek. Diskoya gitmek istiyorsan, saçlarına ışıltılar takmak yerine alabildiğine basit gitmelisin. Diskoda başarı kazanırsın. Rahatlık ve alabildiğine azaltmak... Bu, otomatik olarak ürünü daha ucuza getirir.
Memphis sizin yaşamınızı nasıl etkiledi?
Çok etkiledi; çünkü 2 yıl boyunca akli bir jimnastik salonunda çok hızlı koşmak gibiydi. 24 saat beyninizle koşu yapmak gibi!
O koşudan beri tarzınız çok değişti ama...
Fakat hala aynı bakış açısına sahibim. Hiçbir şey değişmedi, ama tarz tamamen farklı. En iyi arkadaşlarımın, Michele de Lucchi'nin, Aldo Cibic'in işlerine bakın... Değişmeyen tek kişi guruydu; o da 65 yaşındaydı. Ben de guru olsam değişmezdim. Dilini değiştirmedi.
Kendi dilinizi nasıl tanımlıyorsunuz peki?
Bir fahişe olarak, her gün başka bir dile sahip oluyorum. Philip Johnson benim kahramanım; ondan öğrendim bunu. 90. yaşında ona tarzının ne olduğu sorulduğunda “Ben bir fahişeyim ve her müşeriyle tarzımı değiştiyorum”, demiş. Sadece onu kopya ediyorum.
Projelerinizi sürekli değiştiriyorsunuz, imzalamıyorsunuz da. Nasıl tanıyacağız öyleyse sizi?
Ancak gerçekten işin içindeyseniz... Ben bunu arıyorum.
Siz de bir şey alırken tasarımcısına bakmıyorsunuz o zaman.
Sadece üçüncü dünyada geçerli bu. Hala Japonya gibi kültürler var. Şu sıra Çin, tamamen marka odaklı ve tasarımcılar birer marka. Ben tersini seçiyorum. Bu yüzden Philippe Starck'la arkadaşım; çünkü tamamen tersiyim. Hiç kavga etmiyoruz.

MATTEO THUN KİMDİR?
1952 İtalya doğumlu olan mimar ve tasarımcı '' Salzburg Akademisi''nde, Oskar Kokoschka'nın öğrencisi olabilmeyi başarmış şanslı isimlerden biri. Ardından Floransa'da mimarlık doktorasını tamamlayan tasarımcı, Ettore Sottsass'ın yanında çalışma hayatına başlayarak şansını bir kez daha ortaya koymuş. ''80''lerin tasarım dünyasına damgasını vuran Memphis topluluğunun da kurucuları arasında bulunuyor. Matteo Thun, 1984'te Milano'da kendi tasarım ofisini kurmuş. Üç defa ''Compasso d'Oro'' tasarım ödülüne layık görülen, 1990-93 yılları arasında Swatch'ın kreatif direkterlüğünü üstlenen, gerçekleştirdiği Side Hotel Hamburg projesi 2001 yılının en iyi oteli seçilen başarılı bir isim. Matteo Thun tasarım stüdyosu ise, profesyonel grafik ve ürün tasarımcıları ile mimarlardan oluşan, bu alanlarda dünya çapındaki müşterilere hizmet veren bir kuruluş.

ARA