Anasayfa + Tasarım
Röportaj
Matali ne anlatıyor?

Köyden pazarlama okuluna, tasarım bölümünden Starck’ın ofisine kadar uzanan bir yolun sonunda, Matali Crasset, binbir hikaye anlatan ürünleriyle bizi kendi dünyasına davet ediyor.

Yazar : Aylin Sayek
Matali Crasset'in saatlerce bakılabilecek web sayfasındaki farklı ürün kategorileri, projelerinin anahtar kelimelerini de anlatıyor. Çünkü o, ürünlerini hem çeşitlerine göre ayırıyor, hem de onun için ifade ettikleri imgelere göre: Cömertlik, misafirperverlik, empati, güncelleştirme, otonomi, hazım, ritüeller... Projelerinin temelinde stil bulunmuyor; hepsinin ardında bir hikaye, senaryo ya da en azından geleceğe farklı bir bakış açısı var. Kendisini ürünlerinin binbir hikayesinin arkasına saklıyor sanki.

Aslında, Crasset'in hikayesi ürünlerinden de ilginç: 80 nüfuslu bir köyde, çiftçi bir aileyle büyümüş. Pazarlama okurken aslında tasarımı sevdiğine karar vermiş ve bu eğitim, kendi sözleriyle ''adeta karakterini yapılandırmış''. Mezun olur olmaz, önce Denis Santachiara'yla sonra da Phillipe Starck'la çalışmış. Şimdi ise 1998'de kurduğu ofisinde, Artemide, Authentics, Delta, DIM, Dornbracht, Edra, Lexon, Orangina dahil, dünya çapında pek çok firmaya ürünler ve sergiler tasarlıyor. Yani, Fransa'nın köyünden gelen bir kız, dünyanın en ünlü tasarımcılarından öğrendikleriyle hikayesini yazıyor; bize de ürünlerinden onu okumak düşüyor.

Tasarım eğitimi almaya başka bir bölümde okurken aniden karar vermişsiniz...
Heyecansız bir şekilde pazarlama bölümünde okurken, reklamcılık dersinde ''tasarım'' diye bir dal olduğunun farkına vardım. Zaten pazarlamayı da başka alternatifim olmadığını düşünerek seçmiştim. O anda yanlış yolda olduğumu anladım. Tasarım okumaya başladıktan sonra hayatım değişti. Ailem çiftçi. Doğduğum ve büyüdüğüm köyün nüfusu 80 kişiydi. Bu nedenle varolan tasarım veya sanat kuralları beni hiçbir zaman çok etkilemedi ve bunun benim için bir şans olduğuna inanıyorum.
Tasarımlarınızda hikayeler sanki hep objelerin önüne çıkıyor...
Objeler, insanlar arasında sadece bir bağdır. Ben de bu bağı, ilişkiyi yaratmaya ilgi duyuyorum. 21. yüzyıl tasarımında ortak bir tema var: Hikaye anlatan objeler... 20. yüzyılda ise objelerin sadece güzel görünmesi yeterliydi; hikayelerini de tarihten alıyorlardı. Hella Jongerius gibi tasarımcılar şu anda bu ikisini birleştiriyor: Hem 20. yüzyıl güzelliğinde objeler tasarlıyorlar, hem de hikayelerine farklı bir bakış açısı getiriyorlar.
Tasarım felsefeniz hakkında neler söylersiniz?
Misafirperverlik, empati, cömertlik benim için anahtar kelimeler. Hayat renklerle dolu ve ben de siyah-beyaz düşünmeyi sevmiyorum. Bu nedenle tasarımlarım her zaman renkli görünür. Stile gelince, benim fikirlerim genelde endüstriyel süreçten uzak ya da kopuk değildir; ama, ''stilistik bir yaklaşımım var'', diyemem.
Tasarlamayı hayal ettiğiniz bir proje var mı?
Hayal ettiğim bir proje yok. Projeler ardı ardına geliyor, bu yüzden de vizyonumu mümkün olduğu kadar açık tutmaya çalışıyorum. Örneğin, şu anda hem bir müze üzerinde çalışıyorum, hem bir aydınlatma projesi üzerinde; aynı zamanda da bir animasyon yapıyorum. ''Hayalimdeki proje'' diye birşey de bu yüzden yok. Müşterilerim ya da beraber çalıştığım firmalar benden daha güzel hayaller kuruyorlar; bu yüzden de benim hayalini hiç kurmadığım otel projeleri gibi örnekler çıkıyor.

Philippe Starck ile çalışmak bugünkü tasarımcı kimliğinize nasıl katkıda bulundu?
Tasarımın haritasını değiştiren biriyle çalışmak tabii ki çok farklı bir tecrübeydi. Şimdilerde en çok ilgi çeken projem olan ''Hi Hotel''in gerçekleşmesini Starck'la çalışmama borçluyum; onunla çalışmak bana çok kapı açtı. En büyük avantajlarından biri de, aynı anda çok sayıda ve birbirinden çok farklı projelerde çalışmaktı. Küçük bir ekiple bütün bunları yapabiliyor olmak önemliydi.
Tasarımlarını beğendiğiniz isimler hangileri?
İdolüm ya da tasarım tanrısı, ustası olarak değerlendirebileceğim kimse yok. Geçmişte Joe Colombo'nun yaptığı işler, şu dönemde ise Denis Santachiara'nın yaptığı işler ilgimi çekiyor. Ama yine de ustalara bağlı kalıp, idollerle çalışmanın çok tehlikeli olduğuna inanıyorum.
Sergi projelerinde de sıkça yer alıyorsunuz. Ürün tasarımından ne kadar farklı deneyimler bunlar?
Galeriler kavramsal fikirlerinizi sunmak ve deneysel çalışmak için en doğru yerler. Henüz gelişen fikirlerim ya da sadece fikir olarak kalmış sergiler çok uygun. Eğer bunlar bir objeye ya da mobilyaya dönüşebilirse, tabii ki onlar için en doğru yer de mağazalardır.
Şu anda hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?
Erreti için bir kapı kulbu ve alüminyum sistem, Artemide için bir aydınlatma koleksiyonu, Hollanda Hertogenbosch'ta bir müze, bir seks objesi, Nice'te küçük bir apartman, Premiere Vision moda fuarı için bir senografi, Paris'te ve Annecy'de bir restoran...

ARA