Anasayfa + Sanat + Etkinlikler
Etkinlikler
Ah bu çok çağdaş!

Bu sene 51.si düzenlenen Venedik Bienali, 12 Haziran’da kapılarını açtı. Türkiye’den Hüseyin Çağlayan, Semiha Berksoy ve Bülent Şangar’ın katıldığı bienalden meraklılara küçük bir derleme...

En az 55-60 yaşında, birisi kadın üç kişi, ve uzun, ince, her an kırılabilecek gibi duran bir kızıl genç. Hepsi alabildiğine sıradan; yaka kartları, tişörtleri... Pavyon görevlisi onlar, sıradan Alman pavyon görevlileri (ya da oyuncuları demeli). Sessiz pavyonda, aniden içlerinden biri işaret veriyor; hepsi el ele kol kola dans ederek ''Ah, bu çok çağdaş!'' diye bağırıyor. Bienalde bu yıl bir tuhaflık var; işte kanıtı! Thomas Scheibitz'in MDF heykellerini (ve bu ilginç gösteriyi) ağırlayan Alman pavyonu, The Daily Telegraph'ın seçtiği 10 iddialı noktadan bir tanesi. Türk pavyonunun tek konuğu Hüseyin Çağlayan'ın ''Olmayan Varolma'' adlı film çalışmasıyla girdiği listeyle, Türkiye Pavyonu komiseri Beral Madra'nın öneri listesinde kesişen noktalar var. Bu kesişmeler, beni tekrar tekrar basın dosyalarını inclemeye, elime tutuşturulan koskoca kitapları devirmeye itiyor.

Venedik Bienali'yle ilgili en can sıkıcı taraf bu aslında. (Hoş, aynı özellik, bazen keyif unsuru olarak öne çıkıyor; vaktiniz bolsa döndükten sonra Venedik Bienali'ni bir kere daha, ardından bir daha yaşayabiliyorsunuz). Ortalama bir sanatseverin, bienali ortalama sürede, ortalama bir bütçeyle görmesi, anlaması, yorumlaması mümkün değil. Öncesinde ya da sonrasında üzerinde düşünmeden -çalışmadan diyelim- havada asılı kalması muhtemel, heybetli, hemen hemen her sene sansasyonel ve her daim yorucu etkinlik: Venedik Bienali.

Bu sene 51.si düzenlenen Venedik Bienali, ilk defa iki kadın küratöre kapılarını açtı: Maria de Corral ile Roza Martinez. İkinci isim, Türk sanatseverlere oldukça yakın gelmeli. Zira, Martinez 1997 yılında 5. Uluslararası İstanbul Bienali'nin küratörlüğünü yapmıştı. Dahası, İstanbul Modern Sanatlar Müzesi'nin baş küratörü de halen kendisi. Arsenal'deki ''Her Zaman Uzak Dur'' sergisinin bir salonunu Semiha Berksoy'un eserleriyle açan Martinez, Bülent Şangar'ı da uluslararası sanat platformunda ağırlayan kişi. Maria de Corral ise bienal bahçelerinin ağır toplarından ''Sanat Deneyimleri'' sergisinin altına imzayı atan isim. İkilinin bienale etkisi gözden kaçacak gibi değil; ''cinsiyet'' Arsenal duvarları arasında pek sıkı sorgulanıyor doğrusu.

Bienal, her zamanki gibi dilden dile yayılmaya, duvardan duvara vurulmaya, göklere çıkarılmaya başlandı bile. Henüz pek taz...Sanki herkes, önce diğerinin konuşmasını bekliyor. Yakında internet alemi bienalle sarsılacak; burası kaçınılmaz. Ancak şu an söylenenler geçmiş yıllarla yapılan masum kıyaslamalarla sınırlı: ''İsrail en son defaya göre ne kadar da iddiasız!''; ''İngiliz pavyonu nasıl da göz alıcı!'', ''İtalyan pavyonunun bu yıl olmayışına kızan gençler...'', ''Sanatçılar artık ne kadar da bireyselleşmiş, nerede sorumluluk?'' vs vs.

Gözünüzü kulağınızı açık tutun tutmasına; ama yine de daha iyisi, yolunuzu Venedik'e düşürün. Mümkünse, açılışın üzerinden en az bir ay geçmiş olsun... Film gösterilerini izleyin, her enstalasyonun, resmin altını okuyun üşenmeden. Tüketmeyin, düşünün!


BİENAL BAHÇELERİNDEN DİKKAT ÇEKİCİ ÜLKE PAVYONLARI

BÜYÜK BRİTANYA PAVYONU

Her sene olduğu gibi bu kez de içeri girmek için kalabalıkları yarmak zorunda olduğunuz Britanya pavyonu, Gilber ve George'a yer veriyor. ''Elimizden gelen en kötü işi yapacağız'', sözleriyle zaten yeterince konuşulan sanatçıların işleri de, pavyonu da uzun süre dillerden düşürmeyeceğe benziyor. Yüksek tavanlı salonlara yayılmış 25 çalışmada azizlerin yerine kendilerini yerleştiren sanatçılar, en çarpıcı çalışmalardan birine imza atmış.



BİRLEŞİK DEVLETLER PAVYONU

Amerika'nın batı kıyısındaki pop-art hareketiyle özdeşleşen ve 1970'teki Venedik Bienali'nde Amerika'yı temsil eden ED Ruscha bu yıl da aynı yerde. Pavyon tamamıyla Ruscha'nın resimleriyle çevrelenmiş durumda. Sanatçının çevreye bakış açısı hayli ironik.

ALMAN PAVYONU

Thomas Scheibitz ile Tino Sehgal'in çalışmalarına yer verilen Alman pavyonu, The Daily Telegraph'in ilk 10 listesinde yer alan pavyonlardan biri. İlk bakışta işleri birbirinden tamamıyla farklı duran bu iki sanatçıdan ilki ressam ve heykeltıraş. Zaten pavyonun ana salonunda onun MDF'den heykelleri yer alıyor; ki bunların arasında 6 m.'lik bir kule de var. Sanatsal formların bağımsız değerleri üzerinde duran Scheibitz'i bir yana bırakıp da Sehgal'e döndüğümüzde farklı bir yaklaşım görüyoruz. Sehgal, durumlar yaratıp insanlar arasında iletişim kuruyor ve güzel sanatlara farklı üretim biçimleri yüklüyor. İkilinin ortak noktası ise sanatın araçlarını sorgudan geçirmeleri.









YUNAN PAVYONU

Beral Madra'nın öneri listesindeki 10 pavyondan biri Yunanlılara ait. George Hadjimichalis'in farklı materyallerle oluşturduğu enstalasyonu, hastane fikri üzerine odaklanıyor. Pavyona girdiğinizde, yanyana uzanmış beyaz, dikdörtgen prizmalar karşılıyor sizi. Prizmaların içinde ise küçük insan heykelleri var. Hadjimichalis'in hastane enstelasyonu, hastaneyi insan varlığının anları arasında bir parkur olarak yorumluyor. Sanatı farklı bir noktada konumlayan Yunan Pavyonu, bienal bahçelerinin dışında kan bağışı çağrısı yapıyor.

İSPANYA PAVYONU

Antoni Muntadas'ın ''On Translation: El Aplauso'' video çalışması İspanya çağdaş sanatını temsilen bienale katılıyor.



RUS PAVYONU

Rus pavyonu, bienaldeki sanat çalışmaları için vazgeçilmez kabul ettikleri seyirciyle sanatçı arasındaki ilişkiye odaklanan iki grup; Galina Myznikova ve Sergey Provorov'dan oluşan ''The Provmyza'' ile Liza Morozova, Anton Litvin, Bogdan Mamonov ve Valery Aizenberg'in oluşturduğu ''Escape''in çalışmalarını ağırlıyor. En dikkat çekici çalışmaları ''Too Long to Escape'' adını verdikleri video, seyirciye alışkın olmadığı bir görev yüklüyordu. Videoda izleyici sayısı arttıkça, kameraya doğru yürüyen grubun hızı da artıyordu.



İSRAİL PAVYONU

50. Venedik Bienali'nin en çok dikkat çeken noktalarından biri olan İsrail Pavyonu'nun bu yıl aynı başarıyı yakalayamadığı kulaktan kulağa fısıldananlar arasında. Guy Ben-ner'ın çalışmasının sergilendiği pavyonda, bir ağaç evin nasıl yapıldığını anlatan film çalışmasını izliyorsunuz. Her türlü eğitim sürecine dair bir metafor olarak konumlanan ve birşeyi yaratmak için başka şeylerin yıkıldığını anlatan filmde, İsrail'in 'ready-made'' saplantısına (ya da mecburiyetine?) da gönderme yapılıyor. Modern dünyanın ''kendin yap'' mitolojisini alaya alan filmi kıyaslamaya tabi tutmadan izlemekte fayda var.








JAPONYA PAVYONU

Miyako Ishiuchi'nin fotoğraflarının sıralandığı Japonya pavyonunda aslında oldukça kişisel bir sergi karşılıyor sizi. Sanatçının annesinin ölümünden önce çektiği fotoğraflar arasında çok yakından çekilmiş görüntüler de mevcut. Belki de bu yüzden basının yoğun ilgi gösterdiği Ishiuchi'nin, tuhaf derecede çekingen, hatta kaygılı duruşu gözlerden kaçmadı!











İZLANDA PAVYONU

Oldukça genç bir sanatçı olan Gabriela Fridrksdttir'in çalışmasının yer aldığı İzlanda Pavyonu hayli ilginç duraklardan bir tanesi. Sanatçının akrabası olan ünlü şarkıcı Björk'ün bir filmini izlediğiniz pavyonda, İzlandalı bir peri Willendorf'un Venüs'ü olarak giyinip süsleniyor ve yapışkan bir cin doğuruyor.














AVUSTRALYA PAVYONU

Geçen yıl olduğu gibi, bu sene de fazlasıyla gerçekçi heykeller yer alıyor Avustralya pavyonunda. Bir köpekbalığı avcısının oğlu olarak dünyaya gelen Ricky Swallow'un ''faniliği'' irdelediği çalışmalarının arasında, ekran yerine kafataslarının durduğu bilgisayarlar mevcut.

ARA