Anasayfa + Sanat
Röportaj
''Yurt tutmusch''

Viyana’yı ikinci yurt edinen Canan Dağdelen, ‘yurt tutmak’ deyiminden esinlenen iki işini Viyana’daki MAK’ta sergiliyor. Dağdelen bu işlerinde, giderek mobilite kazanan günümüz insanının kimliğini, yaşadığı yer ve çevresel ilişkiler bağlamında tartışıyor.

Yazar : Efe Gönenç
Sadece Avusturya'nın değil Avrupa'nın da önemli sanat merkezlerinden olan MAK (Museum für Angewandte Kunst), şu sıralar Canan Dağdelen'in iki yapıtlı sergisine ev sahipliği yapıyor. 20 Şubat'a kadar sürecek serginin ismi ''Yurt Tutmushc dot''. Yapıtlardan ilki olan ve ''yurt tutmak'' deyiminden türetilen ''Yurt Tutmusch dot'' isimli çalışmasında Dağdelen, Viyana'da bir Türk kadını ve elinden tuttuğu çocuğunu görüntülediği fotoğrafı yaklaşık 3000 parça (dot) ile piksellerine ayırmış ve 170x100 cm yüzeyde yorumlamış. İkinci işin ismi ''At Home dot''. Bu kez sanatçı benzer yöntemle ama üç boyutlu olarak, yakından bildiğimiz mimari bir tipolojiyi -en basit silüetiyle camiyi- piksellerine ayırmış. Ancak bu kez ''dot''lar porselen küreler halinde ve 550 tane küre çelik iplerle tavandan aşağı aşağı sarkıyor ve ters dönmüş bir mimari elemanı ortaya çıkarıyorlar. Mimari tipoloji burada arkitektonik anlamından sıyrılıp ''saf form'' olarak beliriyor, şeffaflaşıyor.

''Dot'', Dağdelen'in işlerinin ana yapı taşı. Tek başına ''evsiz'' kalan bu elemanlar, çevreleriyle ilişki ölçüsünde ''yurt tutmuş'' oluyor. İnsanların mobilite eğiliminin giderek güçlendiği günümüzde kimlik, evsizlik kavramlarını sorguluyor sanatçı; insanlığın asırlar öncesinden beri kullandığı tekniklerinden yararlanarak zaman boyutuna gönderme yapıyor. Kendisine ilk sorumuz bu ''dot''lar:

Dot'lar sosyo-kültürel olarak neyi simgeliyor?
Dot'lar birleştiğinde bir anlam içeriyor, birşeyleri ortaya çıkarıyor, adeta inşa ediyorlar. ''At Home dot'' isimli çalışmada küre biçiminde, ''Yurt Tutmusch dot''ta ise kafaları toprak çiviler halinde bir mozaik oluşturuyorlar. Ur ve Uruk'ta da, milattan önce yapıldığı gibi... Bu inşayı çağın teknolojisi bir fotoğrafa uygulamak heyecan vericiydi. Toprak çok eski bir malzeme, bugünün teknolojisiyle işlemek gerçekten etkileyici bir sonuç verdi. Tarihe bakıp sormadan edemiyorsunuz; insanlık, uygarlık gerçekten ne kadar yol aldı acaba?
''At Home dot''ta bir mimari tipolojiyi dot'larla saf forma indirgeyip başaşağı astınız. Sorgulayan, provokatif bir duruş mu bu? Yoksa forma ulaşmak için bir yol mu?
Burada özneyi en küçük noktasına indirgemek istedim. Bu sayede ortaya, boşlukta duran, hafif ve saydam bir ev veya bir ''yuva''çıktı. Provokatif veya sorgulayan nokta, dot'ların kendisinde değil; objeyi ters-yüz edip tepetaklak çevirmekte. Burada, başka başka yerleri yurt edinenlerle karşılaşıyoruz. Materyalist bir tutumdan arınma da söz konusu burada. Maddeden arınmak gerekir, boşlukta durmak için.
İşleriniz Türkiye ve Avusturya'da sergileniyor. İki ülkedeki yaklaşımlarda, aldığınız tepkilerde fark oluyor mu?
Sanıyorum sanatı sevenler ve gerçekten izleyenler açısından pek fark yok. Farklılık, bu izleyici kitlesinin yüzdeye vurunca oranlarında. Viyana çok şanslı bir şehir, öteki Avrupa şehirlerinden de farklı bir yapısı var. Kültür-sanat anlayışı ve politikası çok köklü. Kimlik konusu çalışmalarıma giriyor. Çıkış noktam kendi kimliğini bulamamışlık, arayış değil. Tam tersi; iki kültürün verilerini sentezlemek ve ulaştığı zenginliği kendine, yaşadığı yere vermek.
NEO-KLASİK MİMARİDE MODERN SANAT KURUMU
Neo-klasik bir binada 1864'te açılan MAK (Museum für Angewandte Kunst), 1986'da Peter Noever'in küratörlüğü üstlenmesiyle kabuk değiştirdi: 1989-1893 yılları arasında restore edilirken sergilerin karakteri de kökten değişti. Çok önemli sanatçıların farklı ''deneyimler'' sunan sergileme konseptlerine geçildi. Her mekânıyla ışık oyunları, renkler ve malzeme çeşitliliğiyle farklı deneyimler yaşatan müze, sergilerinde sanatçılara kendilerine özgürce ifade etmeleri için olanaklar sunuyor. MAK bu yapısıyla 5 yıl önce Avrupa'da yılın en iyi müzesi seçildi.

ARA