Anasayfa + Sanat + Atölye
Atölye
Gölgede seramik düşleri

Bodrum’u Yalıkavak’a bağlayan Atatürk Caddesi’nde, hemen yolun kenarında bir atölye gözünüze çarparsa, çekinmeyin, başınızı uzatın içeri. Beyaza boyanmış rafları ile masalarda sıralanan sanatsal seramik tasarımlar ve tornanın başında Semra Ener sizi bekliyor olacak. Her daim gülümseyen yüzüyle…

Yazar : Sevda Barandır
Fotoğrafçı : Serdar Şamlı
''On parmağında on marifet'' denir ya, öyle işte. Aynı anda pek çok işin üstesinden layığıyla geliyor Semra Ener. Şehir planlamacısı olarak hayata atılmış ama, şartlar ve biraz da baskın gelen iç sesi seramikle buluşturmuş onu. Yıllar yılı iki mesleği birlikte yürütmüş. Kendi seramiklerini üretmekle yetinmemiş; meraklısına Çömlekçi Sanatsal Tasarım Atölyesi adını verdiği mekânında işi öğretirken, üniversiteye girecek sanatçı adaylarına da seramik form dersleri vermiş. Bugün aynı isimle sürdürdüğü atölyesinde, seramik çalışıyor Ener. Zaman bir şeyi değiştirmiş; başkentin yerini Bodrum almış. ''Neden Bodrum'u irdelemeden, ''kent planlamacılığından sonra neden seramik''e verdiği cevabı dinleyelim önce:

''Hem tesadüf, hem el becerisi diyelim. El işlerine çok meraklıyım. Okulda bir proje verirlerdi, ben maketi yapmaktan projeyi yetiştiremezdim. İnatla ve ısrarla çamur bulurdu beni hep. Avustralya'da kent planlamacısı olarak doğru dürüst iş bulamıyordum. O arada sanat okulu ve seramik bölümü açıldı. Ben de doğru dürüst bir iş bulana kadar seramikle uğraşayım diye girdim; giriş o giriş, bir daha da çıkamadım. İyi de oldu. Yaklaşık 20 senelik bir Avustralya yaşamından sonra Türkiye'ye döndüm. Burada iki mesleği bir arada yürüttüm.

Yaptığı işe ''sanatsal tasarım'', ortaya çıkardıklarına da ''sanatsal tasarım ürünleri'' diyor Semra Ener. Haksız da değil... Bugüne kadar hep atlanmış bir konuya getiriyor sözü, kendi gerekçelerini açıklıyor Semra Ener:

''Çünkü ben güzel sanatlar sanatçısı değilim. ODTÜ'de teknik resim eğitimi aldım. Mimari, form, doku anlayışına sahip bir geçmişten; endüstri ürünleri tasarımcılarıyla daha çok örtüşen bir anlayıştan geliyorum. Mesela, bizde özgür fırça darbesi sanat yaptırmazlardı. Bir nokta başlar ve biter. Biz daha çok formcuyuz. Avustralya'da seramik form ve stüdyo seramiği üzerine eğitim aldıktan sonra, sanatçıdan ziyade tasarımcı olduğuma karar verdim. Onun için de atölyenin adını sanat tasarım olarak koyduk...

Dünyadaki akımlardan köşe bucak kaçan bir isim Ener. ''Sanat birinin içinden gelen olay, bir diğerinin de beğenisi'' diye düşünüyor ve sanatı müzelerde, galerilerde değil yaşamın içinde görmek istiyor. Bu düşünceyle kendisine ''çömlekçi'' sıfatını takmış. ''Sanatsal tasarımlar yapan bir çömlekçi!'' Yalıkavak'ın yerlisi de onu böyle tanıyor, biliyor zaten.97 senesinde yerleşmiş Bodrum'a, o tarihten beri tümüyle ve sadece çömlekçi. Akdeniz kıyılarından birinde atölye kurmak ve çalışmak, hayalleri arasındaymış. Düşlerini gerçekleştirdiği yer için de ''vaha gibi'' diyor Ener: ''Doğa çok güzel, iklim çok güzel. Yaşamın daha kolay olduğu bir yer. Ve gerçekten mistik bir çekimi var. İnsan burada kendini buluyor.''

Günlük kullanım için objeler de yapıyor, sanatsal tasarımlar da... Bir çaydanlık ile 20 m uzunluğundaki devasa duvar da onun ilgi alanına giriyor. Şimdiye kadar Kültür Bakanlığı DÖSİM, Turizm Bakanlığı DÖSEM, Ottomania ve Derishow Mimarca için ürünler tasarlamış. Şu sıralar tezgâhta olan hazırlıklar ise Kenzo için. Aslında o bir şeyler yapıyor, insanlar gelip alıyor. İşin içine para kazanmak ve birilerine beğendirmek gibi ticarî kaygılar girdiğinde, içindeki ateşin söndüğünden sözediyor Ener. Yapımı yedi yıl süren ve minimum çizgiyi maksimum ifadeyle verme fikrine temellenen satranç takımının hikâyesi bunun en güzel örneği. Bir buçuk yıl atölyede bekledikten sonra, takıma ''aşık'' olan biri tarafından satın alınmış.

Dört çeşit çamurla çalıştığını anlatıyor Ener, her biri ayrı ayrı güzellikler ve farklılıklar sunuyor, işlerine zenginlik katıyor. Örneğin, şamotlu çamuru heykelsi işlerde, doğal görünümlü objeler tasarlamakta tercih ediyor. Eczacıbaşı'ndan aldığı çamurla yemek takımları, günlük kullanıma yönelik tasarımlar yapabiliyor. Porselenle daha ince işler, renk oyunları yapabiliyor. Her çamurun kendine göre huyu-suyu, özel bir sözü var çünkü; hepsi ayrı bir tasarım çıkartıyor ortaya. Renklerini seçerken iç sesine kulak veriyor, o ses de ona özel renkleri hediye ediyor:

Avustralya'daki eğitimimde seramik ustası Hamada'nın öğrencisiydim. Hamada, Japonya'nın az sayıdaki devlet sanatçılarından biri. Üzerimde Japon etkisi biraz da ona duyduğum hayranlıktan. Sırlarımı kendim karıştırıyorum -Japon hocalarımın özel sırları bunlar- yüksek ateşte pişiriyorum. Gaz fırınında redüksiyon yaparak çalışıyorum...

ARA