Anasayfa + Mimari + Haberler
Haberler
'Blob' mimarlığı ele geçirdi!

Eğrisel düzlemler, akışkan yüzeyler, organik formlar... Mimarlar dijital tasarım olanaklarıyla yapısal çevreyi dik açılardan kurtarıyor!

Yazar : Yasemin Şener
Bilgisayarlar son çeyrek yüzyıldır mimarlık pratiğinde yeri doldurulamaz bir rol oynuyor. Özellikle de '90'lı yılların ikinci yarısından bu yana, mimarlar bilgisayar destekli tasarım sistemleri olan CAD'leri bir kenara atıp, sinema ve animasyon endüstrilerinde kullanılan, üç boyutlu sofistik modelleme sistemleriyle çalışmaya başladılar. Ve bu 'dahi' programlar sayesinde formları sanal ortamda kolaylıkla eğip, büküp, kıvrımlar vererek çarpıtabileceklerini keşfettiler! Kimilerinin 'blob', kimilerinin de basitçe 'balon' diye adlandırdığı, akışkan ve eğrisel formların hikayesi işte böyle başladı.

Yalnız mimarlıkta değil, tasarım dünyasında da 'hatları yumuşatan' trendin yaratıcısı sadece gelişmiş bilgisayar programları değil. Kökleri, 'makine çağı'nın sembolleri sayılan gökdelenlere ve modernizmin geometrik, keskin hatlı formlarına karşı bir reaksiyon olarak '50'li ve '60'lı yıllarda ortaya çıkan ve referanslarını doğadan alan 'biyomorfik mimarlık' akımına kadar uzanıyor. Finlandiyalı mimarlık ustası Eero Saarinen'in JFK Havalimanı'ndaki, mimarlıktan çok bir heykeli anımsatan ''TWA Terminal Binaları''na ve Frank Lloyd Wright'ın New York'un sembollerinden biri sayılan ''Guggenheim Müzesi''ni de, pekala bu yeni organik yapıların 'büyükbabaları' olarak kabul edebiliriz.

Mimarlıkta 'blob' terimini kendi işlerine yakıştıran ve bu trendi 'formun devrimi ve biçim veren gücü' diye tarif eden ilk isim ise teorisyen mimar Greg Lynn'den başkası değil. Post-modernizmin yaratıcıları Robert Venturi, Nigel Coates, Rem Koolhaas, Peter Eisenman ve Michael Graves de projelerinde 'balon'lara duyarsız kalmayan diğer çağdaş mimarlar. Gelgelelim, 'blob' mimarlıkla en dolaysız ilişki kuran projeler ise, organik formlara ve doğal figürlere -özellikle de balığa- zaafı olan Frank O. Ghery'ye ait. Ünlü tasarım firması IDEO'nun başkanı Bill Moggridge'e göre, adeta 'doğayı yapılarına ekleyen' Gehry'nin bu yaklaşımı ''post-modernist bir tutum olmaktan öte, yepyeni bir hareketin, yani 'blob mimarlık' akımının başlangıç noktası.'' Dahası Gehry, üst üste binmiş dalgaları andıran o karmaşık formlardaki yapılarını hala basit çizimler ve karton maketlerle tasarlıyor; teknoloji harikası bilgisayar programlarını ise sadece strüktürü çözümlerken kullanıyor. Yani mimarın modernizmin 'beyaz bir dikdörtgenler prizması'ndan ibaret olan geleneksel müze binası alışkanlıklarını radikal bir dille yıkan Bilbao'daki o ünlü Guggenheim Müzesi, bir 'blob' mimarlık ikonu olduğu halde, aslında sadece 'üç boyutlu tasarım programı mucizesi' olmaktan ibaret değil. Gehry'nin 'en blob' tasarımı ise hiç kuşkusuz Seattle'daki pop müzik müzesi ''Experience Music Project''.

ABD'de yaşayan Türk mimar Şulan Kolatan'ın, ortağı William Mac Donald'la birlikte kurduğu KOL/MAC Studio, bilgisayar ortamında yaratılmış, amorf ve hibrid tasarımları uygulayabilmek için yeni malzeme teknolojileri geliştiren ofisler arasında öncü konumunda. İngiliz mimar Norman Foster'ın Thames Nehri kıyısındaki binası ''London City Hall'' ise, cephede güneş ışığına direkt maruz kalan alan miktarını daraltmayı ve enerji tasarrufu sağlamayı amaçlayan,'deforme edilmiş küre' biçimindeki formu ile 'blob' mimarlığın sadece biçimsel bir arayış olmadığının en başarılı kanıtı.

ARA